Neden uyuyamıyoruz? Nasıl uyuruz?

National Geographic Türkiye / Ağustos 2018

“Yetersiz uykunun olumsuz sonuçlarına dair dünya çapında bir teste tabi tutulmuş gibiyiz.” ROBERT STICKGOLD, HARVARD TIP FAKÜLTESİ

Uyumak mı İstiyorsunuz? Öyleyse Bu Yazıyı Okuyun.

Gerçekten. Telefonunuzu bir kenara bırakın. Sağlıklı bir gece uykusunun nasıl bir şey olduğunu anlatacağız size. Mavi ışığın sizi yeterli uykudan nasıl alıkoyduğunu da...

YAZI : MICHAEL FINKEL 
FOTOĞRAFLAR : MAGNUS WENNMAN

Amerikalıların 7 saati bulmayan gece uykusu, yüz yıl önceye kıyasla iki saat daha kısa. İçinde yaşadığımız bol ışıklı huzursuz toplumda uykuyu genelde düşman olarak görüyoruz.


Uyku, yaşamı sekteye uğratan bir şey olarak görülüyor ama aslında gerçek sorun uyku değil, kronik uykusuzluk. Japonya’da nüfusun yüzde 40’ı geceleri altı saatten az uyuyor. Tokyo’daki sabaha kadar açık bu lokantada olduğu gibi kamusal alanlarda uyumak toplumsal kabul görüyor.


Yaşamımız boyunca hemen her gece olağanüstü bir metamorfoz geçiriyoruz.


Beynimiz davranış biçimini ve amacını kökten değiştiriyor, bilincimizi sönümlüyor. Bir süreliğine neredeyse tamamen paralize oluyoruz. Titreyemiyoruz bile. Oysa gözlerimiz –kapalı gözkapaklarımızın ardında– sanki etrafı görüyormuş gibi periyodik olarak sağa sola kayıyor, ortakulağımızdaki minik kaslar da hiç ses olmadığı durumlarda dahi duyarmış gibi hareket ediyor. Kadın erkek demeden hepimiz cinsel olarak uyarılıyoruz. Kimi zaman uçabileceğimize inanıyoruz. Ölümün sınırlarına yaklaşıyoruz. Uyuyoruz.

İÖ 350 civarında “Uyku ve Uykusuzluk Üzerine” başlıklı bir makale yazan Aristoteles, uykunun ne olduğunu ve nedenini merak ediyordu. İzleyen 2 bin 300 yıl boyunca hiç kimse bu soruya doğru düzgün yanıt veremedi. Alman psikiyatr Hans Berger’in 1924’te beynin elektriksel faaliyetini kaydeden elektroensefalografı icat etmesiyle birlikte, uyku araştırmaları felsefeden bilime geçiş yaptı. Ve ancak son 20–30 yılda, görüntüleme aletlerinin beynin derinliklerindeki işleyişe göz atmamıza olanak vermesiyle birlikte Aristoteles’i tatmin edebilecek yanıtlara yaklaşmaya başladık.

Uyku hakkında edindiğimiz tüm bilgiler, zihinsel ve fiziksel sağlığımız için ne denli önemli olduğunun altını çiziyor. Uyuma–uyanma örüntümüz, insan biyolojisinde temel bir özellik; sonsuz bir gece gündüz çarkı içinde dönen gezegenimiz üzerindeki yaşama uyum sağlamanın bir yolu. 2017 Nobel Tıp Ödülü, 1980’ler ve 90’larda yaptıkları çalışmalar sonucu hücrelerimizde yer alan ve bizi güneşle senkronize hâlde tutma amacı güden moleküler saati tanımlayan üç bilimciye verildi. Yakın tarihli araştırmalar, bu sirkadiyen ritim bozulduğunda diyabet, kalp ve demans gibi hastalıklara yakalanma riskimizin arttığını gösteriyor.

Oysa yaşam tarzı ile güneş döngüsü arasındaki dengesizlik epidemik bir hâl almış durumda. Harvard Tıp Fakültesi Uyku ve Biliş Merkezi’nin müdürü Robert Stickgold, “Yetersiz uykunun olumsuz sonuçlarına dair dünya çapında bir teste tabi tutulmuş gibiyiz,” diye konuşuyor. Örneğin günümüzde ortalama bir Amerikalının 7 saati bulmayan gece uykusu, yüz yıl önceye kıyasla iki saat daha kısa. Nedeni ise büyük oranda elektrik kullanımının yaygınlaşması ve televizyon, bilgisayar ve akıllı telefonlar. İçinde yaşadığımız bol ışıklı huzursuz toplumda uykuyu genelde düşman olarak görüyor, bizi üretkenlik ve eğlenceden alıkoyan bir durum olarak algılıyoruz. Ampulün mucidi Thomas Edison da “uyku bir saçmalık, kötü bir alışkanlık,” demişti. Bir gün uyku olmaksızın yaşayacağımıza inanıyordu Edison.

Kesintisiz bir gece uykusu artık elle yazılmış bir mektup kadar ender ve eski moda olarak görülüyor. Anlaşılan o ki, hepimiz işin kolayına kaçıyor, insomniye karşı uyku ilaçlarıyla savaşım veriyoruz. Esnemekten kurtulmak için kahve içiyor, her akşam çıkmak üzere biçimlendiğimiz karmaşık yolculuğu göz ardı ediyoruz. İyi bir uyku çektiğimiz gecelerdeyse, her birinin farklı özellikleri ve amacı olan çeşitli uyku aşamalarından dört–beş kez geçiyor, alternatif bir dünyanın bol dolambaçlı gerçeküstü yollarında ilerliyoruz.


National Geographic Türkiye / Seçilmiş İçerikler

METROPOL
Ağustos 2017

METROPOL

Toplam nüfusun yarısından çoğunun kentsel alanlarda yoğunlaştığı bir dünyada megakentler, 21. yüz...

BUZDAKİ KRİZ
Temmuz 2017

BUZDAKİ KRİZ

İki makaleden oluşan Antarktika dosyasında, önce kıtanın buzla örtülü yüzeyinde çalışan bilim insanl...

DEHA
Mayıs 2017

DEHA

Bazı beyinler o kadar özel ki dünyayı değiştirebiliyor. Bu sıradışı insanların geri kalan herkese fa...


National Geographic Türkiye Sayılar