TÜKETIM TOPLUMUNUN FISILDAYICILARI (VE HURAFELERİ)

Lacivert / Aralık 2016

Öyle bir mekanizma ki sana sadece cep telefonu, bisküvi, parfüm, bulaşık makinesi, dondurma ya da deterjan satmakla yetinmiyor. Yanında bir hayat tarzını, bir varlık algısını ve bir değerler sistemini de eşantiyon olarak sunuyor. Bir vahiymişçesine abartarak sunduğu sloganlar ya da asıl bağlamlarından kopartarak pazarlama hurafelerine dönüştürdüğü insanlığın kolektif kavram ve değerlerinin sosu eşliğinde...

İMKANSIZI İSTE!

BİROL BİÇER

NEDEN BAŞKASININ KURALLARI ILE YAŞAYASIN KI?

Işığını yansıt! Başkası olma kendin ol! Kendin olmak sana uyanı yapmaktır! Gazoz olma efsane ol! İmkânsızı iste! Büyük düşün! İmkânsız hiçbir şeydir... Hayatın gerçek tadı... Kontrolsüz güç, güç değildir... Anı yaşa! İmaj hiçbir şey, susuzluk her şeydir... Açken sen, sen değilsin... Kirlenmek güzeldir... Çocuk da yaparım kariyer de... Söndür ateşini! Hayat paylaşınca güzel... Ne yaparsan yap aşkla yap! Mutluluğu paylaş! Hayallerine dokun! Sınır tanıma!” ve daha nicesi...

Bu mottolar, sloganlar gerçekten de bir insanın kendi kişiliği ve varlıkla olan çetrefilli ilişkisi bağlamında hayata şekil verebilecek, bambaşka bir hayat algısı oluşturabilecek çapta görünüyor. Her biri derin bir hikmet arayışının imbiğinden geçmiş gibi görünen bu bilgece sözlerin bazıları derin hakikatler mesabesinde... Sokakta, evde, kafede, televizyon başında ya da markette gaipten gelen bir sesin, hayatın fonunda yer alan bir arka plan sesinin her fırsatta bize fısıldadığı ya da bir şekilde önümüze çıkardığı bu mesajlara şimdi ne semavi dinlerin kitaplarında ne kadim mistik geleneklerin söylencelerinde, ne de büyük filozofların eserlerinde muhatap oluyoruz. Onları bize artık mukaddes metinler yahut büyük manevi şahsiyetler değil etiketler, markalar, televizyon, radyo, akıllı telefonlar, internet, afişler, reklamlar ve pazarlama guruları sunuyor. Her gün televizyonlarda, gazetelerde, dergilerde, reklam panolarında, market raflarında birileri bize böyle ‘derin hakikatler’, ontolojik manalar içeren nasihatler fısıldıyor. Adeta hayatın görsel ve işitsel bütün alanlarına yayılmış ve bizim aydınlanmaya ulaşmamızı iş güç edinmiş bir üst varlık, böyle ulvi söz ve sembolleri her fırsatta bize duyurarak bütün gücüyle daha yüksek bir bilinç seviyesine ulaşmamız, özümüzdeki engin hikmet kaynağını keşfetmemiz, bazen de hayatımızda bir devrim gerçekleştirmemiz için çırpınıp duruyor.

Peki, bu iddialı ve derinler derini(!) sloganların adeta bir ilham hatta ‘vahiy’ gibi, hayatın fonunda gündelik küçük ihtiyaçların alışverişinde bize sunulma amacının hikmetli yönü ne? Gerçekte bütün bu şatafatlı sloganlar sadece bize bir gazoz daha satmak, bir kutu konserve daha yedirmek, varlığıyla yokluğu arasında ciddi bir fark olmayan bir giysiyi giydirmek gibi büyük bir hikmete(!) ve bir marka ya da ürün ile aramızda özel bir ilişki kurmak gibi son derece varoluşsal(!) bir amaca hizmet ediyor. Hikmet ve varoluşu, potasında ‘hiç eden’ zavallı bir amaca yani...


Lacivert / Seçilmiş İçerikler


Lacivert Sayılar