Bir keşif ve arınma hikayesi: İlker Kaleli

Esquire / Eylül 2018

R KALELİ İÇİNDE FIRTINALAR KOPTUĞUNA YEMİN EDEBİLECEĞİNİZ BİR ADAMIN KENDİNİ YENİDEN BAŞLATTIĞINA DAİR TANIKLIKLAR

Röportaj Seda Karan
Fotoğraf Ömer Faruk Gökalp
Moda Editörü Duygu Altıparmak

HAKKINDA NET BIR YORUMUNUZ OLMASA DA ÇOĞUNLUĞUN KATILDIĞI GİBİ ‘COOL’ TANIMINI SONUNA KADAR HAK EDIYOR. KARARLI DURUŞU, SAKİN TAVRI VE MUZİP BAKIŞLARI BUNU DESTEKLEYEN DIĞER BAŞLICA ÖZELLIKLERI. BU ARALAR GÖZLERIN ARADIĞI ILKER KALELI’DEN BAHSEDIYORUM… KENDİ DEYİMİYLE ŞU SIRALAR ‘DEVRE ARASI’NDA OLAN KALELİ İLE KENDİNİ KEŞFETME ÇAĞINI KONUŞTUK.


Öncelikle belirteyim; onunla buluşma amacımız herhangi bir projeye dayanmadığı gibi yaptığımız sohbetin içeriği de çocukluğuna kadar uzanmadı. Konu başlıkları bir amaç değil bir araç oldu, diyebilirim. Halihazırda internette herhangi bir arama motoruna adını yazdığınızda hayatı hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşmak mümkün zaten. O da tekrardan hoşlanan biri değil; tıpkı oyunculuk kariyerinde olduğu gibi. Halihazırda yazılıp çizilenleri konuşmak yerine ‘farklı’ bir şeyler yapmanın peşinde. Kendi tanımıyla bu sıralar hayatının ‘devre arasını’ yaşıyor. Deniyor, kendini dinliyor ve dinleniyor. Bir yandan da keşfediyor.


Sohbetimize belki de bugün bulunduğu noktada olmasına vesile olan, o 13 yaşındayken anne ve babasının boşanma süreciyle başlıyoruz. Sonuçta hayatlarımızda yaşadığımız her şeyin bir sebebi var, daha sonraki satırlarda da okuyacağınız üzere... “Bizimkilerin yollarını ayırma kararından dolayı biraz dağınık büyüdüğüm sert zamanlardı... O yaşta açılan bir çatlak bugünlere başka hassasiyetlere sahip bir ‘sen’ olarak gelmene neden oluyor. Ve hayal gücün o noktada çok çalışmaya başlıyor galiba. İnsan öyledir, içinde yaşadığı durumdan mutsuzsa hayal gücü uçmaya başlar. Ama bunun iyi bir tarafı da var; bugün geldiğim yerden baktığımda aslında iyi bir şey olmuş diyebiliyorum.”


Kendi deyimiyle ‘sert’ geçen o dönemi atlatma sürecini soruyorum. Ailede hiç örneği olmamasına rağmen oyuncu olmaya karar vermesine ve bu uğurda yaşadıklarına odaklanıyorum: “İnan bunun nasıl geliştiğini halen ben de merak ediyorum! Çocukken müzikle çok ilgiliydim. Piyano çalıyordum, kendi kendime gitar çalmayı öğrendim… Âdeta müziğin içine saklanıyordum. Bütünün neresinde olduğumu, kim olduğumu, ne hissettiğimi çok sorguladım. Alışkanlık yaptı herhalde, hâlâ da böyledir. Bence birçok insan kafasındaki soru işaretine yanıt bulamayınca sanata yöneliyor. Hayattaki handikaplarımdan biri de çok fazla ilgi alanımın olması. Şu anda da, devre arası dediğim bugünlerde aslında kendime çocukluğumda vermiş olduğum sözleri tutmaya çalışıyorum. Piyano çalmaya tekrar başladım, yelkene çıkıyoruz. Şimdi düşünüyorum da; okul yıllarında, arkadaşlarımın üç aşağı beş yukarı ileride ne iş yapacağı belliydi. Birden fazla şeyle uğraştığım için benim hiçbir zaman belli olmadı. Maymun iştahlılık da değil; içimde yaşadığımı dışarıya bu şekilde vurmaya başlamışım.Rutinin olduğu bir düzende hiçbir zaman başarılı olamam. Çocukluğumda bir şeylere sığınma diye anlattığım o dönem sanırım yıllar içinde demlenip harmanlanarak merak ettiğim, ilgilendiğim her şeyi bir yerde birleştiren ve rutinsiz yapabileceğim tek iş, yani oyunculuğun içimde doğmasına yol açtı.


34 yaşına gelmiş olmasına rağmen hâlâ bazı ritüelleri bırakamadığını söyleyerek devam ediyor İlker, “Ne hissettiğimi bilemediğim zamanlarda dinlediğim bir müziğin içindeki bir akor ya da bir melodi içimde tınlayıp bir duygu oluşturmaya başladığı zaman anlıyorum ki; o anda yaşadığım şey her ne ise ona karşılık gelen şeyi dinliyorum. Böyle böyle bir duygu bankası oluştu içimde. Ve bu sadece müzikle, notayla değil; birçok şeyle oluyor. Yaşadığın şeyleri koyacak yer bulmaya çalışırken buluyorsun kendini ve en önemlisi de değişiyorsun. Yolda yaralı bir hayvan görüyorsun değişiyorsun; bir kitap, bir şiir, tanımadığın bir insanın yanına oturup ettiğin bir sohbet değiştiriyor seni. Hayatta hiçbir şey olduğu gibi kalmaz, insan olarak en azından neye doğru değişeceğini seçebileceğin anlar var. Değişmeyen insan ölü insandır, bence. Tuhaf olan da ‘değişmeyi’ kötü bir şey olarak öğrenmemiz.”


Aynı olsun olmasın, insanların birbirine karşı anlayışsız olma durumuna değiniyoruz bu sözleri üzerine. Sosyal yaşamlarımızda dengeleri bozduğumuzu düşünüyor, İlker: “Biraz tarih sayfalarını karıştırdığınızda insanlığın geçmişinde en kalabalık insan grubunun altı yedi kişiden oluştuğunu görürsünüz. Bugün 20-30 kişilik grupların içinde olmadığımızda kendimizi yalnız hissediyoruz, triplere giriyoruz hemen. Halbuki, belki de doğru olan kalabalık olmamak. Kedi gibi tek başına ol, sadece gerektiği zamanlarda sosyalleş.”


Artık sabahları uyandığımızda yüzümüzü yıkamadan sosyal medyada neler olmuş bitmiş diye meraklanmamız da bundan… Sanki uyurken dünyayı kaçırmışız hissine kapılıyoruz. İlker beni doğrularcasına hemen yorumunu yapıyor.


“Çok güzel değindin bu noktaya. Sosyal medyanın da illüzyonu da bu işte. Sen de illaki denk gelmişsindir; bir reklam filminde bir ailenin fertleri yan yana oturuyor ama kimse kimseyle konuşmuyor, hepsinin elinde birer cep telefonu... Gerçek hayatta neler yaşadığımızı, esas durumumuzu çok güzel bir şekilde anlatıyor. Dünyanın en kalabalık grubunu yalnızların oluşturması ne güzel değil mi? Yalnızsın ama dünyanın en kalabalık topluluğunda yer alıyorsun. O yüzden dedim ya; bazen müzikte, bazen doğada, bazen de oyunculukta buluyorsun kendine ait bir yansımayı, bir gölgeyi ya da bir pırıltıyı.”


Esquire / Seçilmiş İçerikler


Esquire Sayılar