ZAMAN KAYBI: BAY YANLIŞ

Episode Yerli / Temmuz - Ağustos 2020

Bilirim ki hikâyeler birçok noktada evrenseldir, kökleri insanlık tarihinden gelir. Ama tarih hikâyelere dokunmasa da karakterlere dokunur, onları değiştirir, dönüştürür. Ülkede başka tarzda çapkın adam mı yok? Ülkede başka tarzda ihanete uğramış kadın mı yok? Bu insanların içinde bulundukları sınıftan gelen özellikleri hiç mi yok? Çelişkileri, tutarsızlıkları, kendileriyle hesaplaşmaları, aşk dışında cevabını aradıkları soruları nasıl olmaz?
SUZAN AVCI

2009 yılı Amerikan yapımı The Ugly Truth filmini bilir misiniz? Başrollerinde Gerard Butler ve Kathrine Heigl’ın oynadığı bir romantik komedidir. Bir kablolu TV kanalında, “showrunner” yani yürütücü yapımcı olan sarışın, güzel, 30’larının başında, hayattaki en küçük ayrıntıları bile kontrol etmek isteyen ve aşk hayatında başarısız Abby ile lokal, küçük bir TV kanalında kadın-erkek ilişkileriyle ilgili “acı ve çirkin” gerçekleri epey kaba ama komik bir dille sunan Mike arasında gelişen aşkı anlatır. Mike’ın yaptığı program o kadar ilgi çeker ki reytingleri çok yükselir. Hal böyle olunca Abby’nin çalıştığı kanal, Mike’ı transfer etmek ister. Abby’nin kesinlikle çok ucuz ve iğrenç bulduğu Mike’la çalışmak zorunda kalması, her şeyin başlangıcı olur.

Mike, hâlâ bir yerlerde kendisi için mükemmel erkeğin olduğuna ve bir gün onu bulabileceğine inanan Abby’le dalga geçmektedir. Eğer Abby bu kafayla giderse bir 30 yıl daha yalnız kalması garantidir çünkü mükemmel erkek diye bir şey yoktur. Her şey sekstir ve erkekler de çok basittir. Abby ve Mike arasındaki bu didişmenin sonu bir iddiaya çıkar: Abby, Mike’ın sözünden çıkmayacak ve her dediğini harfiyen yapacaktır. Bu sayede çok yakışıklı bir doktor olan kapı komşusunu kendine meftun edebilecektir. Eğer Mike’ın taktikleri başarısız olursa Mike kanaldan istifa edecek ve Abby’yi rahat bırakacaktır. Tam tersi olursa Abby, Mike’a sorun çıkarmayı bırakacaktır.

Abby’nin imajı, Mike’ın direktifleri doğrultusunda değişir. Abby’ye yeni kıyafetler, iç çamaşırları alınır. Saçlarına kaynak yapılıp uzatılır. Bu işlemler esnasında da Mike, Abby’ye eşlik eder. Eşlik ederken de erkeklere karşı birçok taktik verir. Hatta öyle ki ilerleyen aşamalarda Abby ve doktorun randevularında telsiz ve kulaklık yöntemiyle ona yardımcı olacak, Abby’nin tavırlarını yönlendirecektir. Ancak bu süreçte beklenmeyen olur. Hiçbir kadına bağlanmak istemeyen, her gün başka kadınlarla gününü gün eden Mike, Abby’den hoşlanmaya başlar. Ancak Abby, doktorla romantik bir ilişkiye çoktan başlamıştır ve mutlu görünmektedir. Bir zamanlar tek istediği bu mükemmel, yakışıklı ve ideal doktorken o da kendini “ucuz ve iğrenç” bulduğu Mike’a gönlünü kaptırmışken bulur. Böyle uzun uzun anlatmamın nedeni, bu hikâyenin benzerini şu ara Bay Yanlış adıyla Fox TV ekranlarında izlememiz. Bana kalırsa dünyanın en itici adamlarından biri olan Can Yaman’la, tutuk oyunculuğuyla nasıl olup da başrol alabildiğini anlamadığım Özge Gürel’in oynadığı bu romantik komedi, yukarıda anlattığım hikâyenin başarısız bir uyarlaması.

Her yaz mutlaka Gold Film’le bir romantik komedi dizisi patlatan Aslı Zengin ve Banu Zengin’in kaleme aldığı Bay Yanlış, şimdiye kadar yayınlanan iki bölümüyle fena reyting almadı. Fakat sonrası ne olur bilemem. Malum, Türkiye beklenmezlikler ve öngörülemezlikler ülkesi.

Yukarıda bahsettiğim filmden yola çıkılarak yazıldığı çok belli olan dizinin neden bir uyarlama olduğu belirtilmemiş bilemiyorum. Karakterler farklı kurgulandığı ve başka bir dünyada geçtiği içinse yine de yola çıkış fikrinin neresi olduğu belirtilmeliydi. Çünkü durum böyle olunca orijinal hikâye diyemiyoruz maalesef.

Ha, şimdi diyeceksiniz ki, “Nasıl olsa her yaz aynı hikâyeyi izliyoruz, ne orijinalliği!” Siz de haklısınız elbette. Romantik komedi illa bu kıstaslar içinde, bu formüller ışığında yazılmak zorundaymış gibi bir algı var. Bahsi geçen algı, yapımcılarda mı senaristlerde mi orası tartışmalı. Çünkü yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan hikâyesi, konuya nereden başlasak dönüp dolaşıp aynı yere döneriz. Lakin evrensel olarak baktığımızda birbirinden güzel romantik komedi örnekleri olduğunu görebiliriz. Onların farkı, kadim bir hikâye olan aşkı, en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş, orijinalleştirilmiş, ayağı gerçek hayata basan karakterlerle anlatması. İşte tam bu noktada senaristlere yüklenebilirim.

BAŞKA KARAKTER Mİ YOK ARKADAŞLAR?

Bakın, dikkatinizi çekerim, başka hikâye mi yok, demiyorum. Çünkü bilirim ki hikâyeler birçok noktada evrenseldir, kökleri insanlık tarihinden gelir. Ama tarih, hikâyelere dokunmasa da karakterlere dokunur, onları değiştirir, dönüştürür. Ülkede başka tarzda çapkın adam mı yok? Ülkede başka tarzda ihanete uğramış kadın mı yok? Bu insanların içinde bulundukları sınıftan gelen özellikleri hiç mi yok? Çelişkileri, tutarsızlıkları, kendileriyle hesaplaşmaları, aşk dışında cevabını aradıkları soruları nasıl olmaz? Karakter dosyalarına yazılan ıvır zıvır bir sürü ayrıntıyı neden ekranda, hikâyenin içinde göremiyoruz? Senaristler katmanlı karakter yazmayı mı bilmiyor, yoksa işin kolayına mı kaçıyorlar? Allah rızası için mesela bu dizinin senaristleri çıksın söylesin, çok rica ediyorum!

Karakter tasarımı, sokaktaki yağmur suyu sığlığında olunca giyimleri de aynı şekilde fabrikasyon oluyor sanırım. Bir zamanlar, dizide “styling” yok, o yüzden oyuncular kötü giydiriliyor denirdi, şimdi güya var ama hepsi podyumdan kaçmış gibi giyiniyor. Hani karakterine uygun renkler, tarzlar falan oluşturmak diye bir kaygı hiç yok. Son moda olanı bulup sponsor firmalardan alarak oyuncuları ekrandaki mankenlere çevirmek var. Bay Yanlış’ta da durum farklı değil tabii ki... Kimse normal giyinmiyor bu dizide! Asla gündelik giyinmiyor! Oyuncular, üzerindekiler bozulmasın diye doğru düzgün hareket edemiyor bile, o derece!

Ama zaten oyuncuların -hadi oyuncular demeyeyim, hepsini töhmet altında bırakmak haksızlık olur- özellikle Can Yaman’ın doğru düzgün hareket etmek ve dahi oyunculuk yapmak gibi bir niyeti yok zaten. Hali, tavrı, konuşması gündelik hayattaki Can Yaman’ın aynısı. Karakter oluşturmak, inşa etmek gibi bir derdi asla yok. Ekranda durup şımarık şımarık takılmaktan başka ne yapıyor bu adam, Allah aşkına? Aldığı o yüklü parayı hak edecek nesi var tam olarak, şişkin kaslarından başka?

Özge Gürel deseniz ayrı dert… Onun da Can Yaman’dan aşağı kalır tarafı yok. Bu, rol aldığı kaçıncı dizi, insan bari bir artikülasyon hocasıyla çalışıp konuşmasını düzeltir. Bunca zaman, oyunculuğunda zerre ilerleme olmayan, bana sorarsanız başrol bile olmaması gereken bir kadın. Rolü için cek cek çemkirmekten başka hiçbir şey yapmıyor. Karakter oluşturmak ve buna göre işini icra etmek gibi bir amacı olsaydı keşke… En azından çabalıyor derdik.

Bu diziyle zaman kaybedeceğinize The Ugly Truth filmini izleyin. Film bittiğinde keyiflenmiş, gerçekten de tatlı bir film izlemenin doygunluğunu yaşarken bulacaksınız kendinizi. Yok, illa Bay Yanlış izleyeceğim diyorsanız, beş para etmez ilişki taktikleriyle, ne anlattığı belli olmayan hikâyesiyle, komik dahi olmayan kötü replikleriyle aranıza girmem, müsaademi isterim.

Episode Yerli / Seçilmiş İçerikler


Episode Yerli Sayılar