Bir Kadın, Bir Adam ve Kalpli Bir Kelepçe

Episode Yerli / Temmuz - Ağustos 2020

Eskiden bu tarz güzel kızyakışıklı erkek hikâyesi anlatan romantik komedi dizileri neşeli gibi gelirdi, güzel kıyafetler ve yormayan dertlerle izler geçerdik. Gelin görün ki dünyamızın geldiği bu ayrımcı, heteroseksüel erkekler dışında her canlının ezilmeye mahkûm olduğu dönemde bu dizilere eskisi kadar gülemiyorum.
ZEYNEP GÖNENLİ

Normal şartlarda her seNe yazın habercileri denize düşen karpuz kabuğu, Survivor finali ve yaz dizileridir. Bu sene pandemi sebebiyle bildiğimiz her şeyi unuttuğumuz ve yepyeni şartlara adapte olmaya çalıştığımız için yaz biraz geç geldi ve yaz dizilerine rötarla kavuştuk. Öncelikle tüm bu dizilerdeki set çalışanları için gerekli sağlık tedbirlerinin alındığını umduğumu söylemek isterim. Sonra da hepsi birden hayatımıza giren yaz dizileri arasından Sen Çal Kapımı hakkında biraz konuşalım isterim. Eskiden bu tarz güzel kız-yakışıklı erkek hikâyesi anlatan romantik komedi dizileri neşeli gibi gelirdi, güzel kıyafetler ve yormayan dertlerle izleyip geçerdik. Gelin görün ki dünyamızın geldiği bu ayrımcı, heteroseksüel erkekler dışında her canlının ezilmeye mahkûm olduğu dönemde bu dizilere eskisi kadar gülemiyorum. Her sahnesinden cinsiyetçi klişeler, kadınların aşağılanması, erkeklerin sürekli yakışıklı, havalı, çok kariyerliyken kadınların mütemadiyen sarsak ve aklını evlenmekle bozmuş olarak anlatılması canımı çok ama çok sıkıyor.

Sen Çal Kapımı esas kızımız Eda’nın temelde eğitiminin ve üniversite bursunun peşinde olmasıyla bu klişelerden hafifçe ayrılıyor aslında ve bu nispeten umut veren bir başlangıç. Ailesini çocuk yaşta kaybetmiş, hayata tutunmak için kendisini eğitimine vermiş ve kariyerden başka bir çıkar yol görmeyen aklı başında genç kız fikri iyi. Başarıyla bitirdiği lise eğitiminden sonra aldığı bursla gittiği İtalya’dan bursu aniden kesilince dönmesi ve eğitimine devam edemeyerek halasının yanında, çiçekçi dükkânında çalışmaya başlaması da etkileyici bir açılış. Tabii bunları söylerken oyunculukların mevzuya ikna olmamıza en ufak bir katkısı olmadığı gerçeği var ama ona sonra geleceğim.

Bu kadar başarılı bir öğrencinin tekrar eğitim hayatına dönmek için çok da makul bir çaba göstermemesi ise inandırıcılığın azalmaya başladığı yer. Yani Eda gayet güzel bir evde oturuyor, misler gibi ışıklandırılmış bir terastan Boğaz’a bakıyor, halasının çok hoş bir çiçekçi dükkânı var, derslerinin çok iyi olduğunu zaten biliyoruz ve tekrar bir devlet üniversitesine geçiş yapmaya çalışması için bunlar yeterli gibi görünüyor. Ama işte, Eda bu konularla ilgisini öyle kesmiş ki okuldan bir hocasının, “Af çıkacak,” demesiyle üniversiteye dönebileceği geliyor aklına, kendisi aslında bir çaba içinde değil. Eğitim hayatıyla ilgili bize geçen tek şey, bursunu kesen adama duyduğu nefret. İşte inandırıcılık burada suya düşen bir sabun gibi ellerimizden kayıp gitmeye başlıyor. Sürekli, “Serkan Bolat’tan nefret ediyorum, bana onun adını anmayın!” diye gezmek yerine alternatifleri zorlamış olduğunu görsek en azından biraz kafamız yatardı konuya. Şimdi de gelelim, Serkan Bolat’a. Her romantik komedinin olmazsa olmazı yakışıklı, genç bir holding sahibi kendisi. Onun işe geleceği gün ofis birbirine giriyor, kimse nefes bile alamıyor. O kadar otoriter ve sinirli ama nasıl olmuşsa finans müdürü, “Gereksiz harcamaları kısalım,” cümlesinden öğrenci burslarının kesileceğini anlamış ve ona sormadan çat diye çocukların burslarını kesmiş! Kontrol manyağı bir adam Serkan Bolat ama bu kadar önemli bir konuda tam yetkili hissetmiş kendini finans müdürü, Serkan Bey’in de ruhu bile duymamış. Efendim, bir “internete düşeriz” korkusu, “Sosyal sorumluluklardan vazgeçersek şirketimizin itibarı ne olur?” kaygısı hiç olmamış, gitmiş burslar. Eda’dan başka da kimse buna tepki göstermemiş olacak ki Serkan Bolat’ın konudan haberi ancak genç bir kız gelip lüks arabasını çizince ve kendisini ona kelepçeleyince oluyor. Biliyorum, bir dizi izliyoruz ve her şey gerçeğe uygun olacak diye bir kural yok ama insaf, bu kadar da saçmalık nerede görülmüş?

Bir yandan da Serkan Bolat’ın aslında duygusal bir insan olduğuna inanmamız için eski sevgilisinin nişanına gidecekkenki gerginliğini izliyoruz ve bu eski nişanlı, Serkan’la evlenemediği için başka biriyle evlenen bir kadın. Evlilik delisi kadın iddiasını tamamen boş da geçmemişiz yani. Bunların hepsine ikna olabilirdim belki ama oyunculuklar da tam bir yaz dizisinden beklendiği gibi fazla yüksek sesli, fazla mimikli, fazla oyun oyun. Bir kişi, iki kişi özelinde değil de dizinin genel havasında, televizyonun sesini kısma isteği uyandırma var. Belki herkes biraz daha sakin, biraz daha serin olursa Eda’nın Serkan’la olan mutlu ilişkisinin nasıl başlayacağını merak edip izlemeye devam edebiliriz. Gerçi o ilişkinin de çok uzun süre başlamayacağını, itişip kakışacaklarını ve sonunda bu aşka karşı koyamayacaklarını adımız gibi biliyoruz ama yine de neden olmasın?

Sen Çal Kapımı’ya kötü desem içime sinmez ama şahane desem de biraz uydurmuş olurum. Yaz sıcağında, pandemi gerginliğinde, Survivor finalinden sonra karpuz yiyip televizyona bakmak konusunda bir ihtiyaç belirirse izlenir. Türünün daha iyilerini de daha kötülerini de gördüğümüz bir örneği diyeyim en iyisi. 
İyi seyirler dilerim.

Episode Yerli / Seçilmiş İçerikler


Episode Yerli Sayılar