EĞITIMDE FIRSAT EŞITLIĞININ PEŞINDE KOŞAN BIR GIRIŞIM: KODA

Digital Age / Haziran - Temmuz 2020

Eğitimde kır-kent arasındaki fırsat eşitsizliğini kapatmak için başlattığı projelerle binlerce çocuğa ve öğretmene umut olan KODA’nın Kurucusu Mine Ekinci ile ilham veren girişimcilik öyküsünü konuştuk.
İlham verici bir hikayeniz var. KODA’yı kurma sürecine hayat hikayenizin ne gibi katkıları oldu? Kendi çocukluğumun da büyük kısmı köylerde geçti, ailem hala Yalova’da Soğucak Köyünde yaşıyor. Dolayısıyla köyle zaten kişisel bir bağım var. Öte yandan, liseye başladığımdan beri sivil toplumun içindeyim, şimdiye kadar birçok farklı alanda gönüllülük yaptım, farklı sivil toplum örgütleri için çalıştım. Kendimi bildim bileli hep toplumsal adalete dair bir şey yapmak istedim. Toplumsal hayatın içinde kanıksadığımız eşitsizlikler, adaletsizlikler çok küçük yaşımdan beri canımı acıtıyor, sanıyorum benim bu hayattaki temel meselem bu. Hayatın cilvesi dedikleri türden, garip bir şekilde şimdiye kadar da hep bu eşitsizliklerin ortasında buldum kendimi. Mütevazi bir aileden gelip Robert Kolej, Boğaziçi Üniversitesi, Harvard Üniversitesi gibi elit kurumlarda okudum; sonrasında KODA sürecinde de hep köy ve şehir, yoksullukla zenginlik arasında mekik dokurken buldum kendimi. Lisans eğitimimi de aslında bu sebeplerden Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında yaptım, öte yandan üniversite yıllarım boyunca hep özel ders verdim. Git gide hem akademik olarak hem de sivil toplumda yaptığım çalışmalarda ilgim eğitim alanına doğru kaydı. Bunun üzerine yüksek lisans eğitimimi Uluslararası Eğitim Politikaları alanında   yaptım. Dolayısıyla köyle olan kişisel bağım, toplumsal adaletin benim için hep çok merkezde bir mesele olması, sivil toplumda ve akademik alanda yaptığım çalışmaların aslında bir yapboz gibi birleşerek bir noktada beni buraya taşıdığını söyleyebilirim. KODA fikri nasıl ortaya çıktı? Bir anda çıkmadı, hayatım yavaş yavaş ben fark etmeden oraya doğru götürdü beni. Üniversite son sınıfta çocuk merkezli eğitim, Montessori, Waldorf gibi eğitimde alternatif yaklaşımlar çok ilgimi çekmeye başlamıştı. Bu yaklaşımların özellikle büyük şehirlerde ve orta sınıf, üst sınıflar arasında yaygın olması, aslında en çok ihtiyacı olan çocukların bu yaklaşımlardan faydalanmamaları bana tam olarak doğru yerde doğru şeyi yapmadığım hissini veriyordu. Diğer yandan eğitimde okul-aile ilişkisinin önemi, doğanın çocuğun hayatın da ve öğrenim sürecindeki önemli yeri, akran eğitimi gibi konularda edindiğim farkındalıklar aslında köylerin böylesi bir eğitim için ne kadar büyük fırsatlar taşıdığını bana fark ettirdi. Acaba tüm sorunlara rağmen bu fırsatları değerlendirerek kır kent arasındaki fırsat eşitsizliğini kapatmak mümkün olabilir mi KODA’nın çıkış noktası bu soruydu. Önce kendi köyümde ne yapabiliriz iki arkadaşımla beraber bunun için bir saha araştırması yaptık, sorunun çok daha sistematik olduğunu ve gerçek ve kalıcı bir değişim için sistemsel yaklaşmanın gerekliliğini fark ettik. Daha sonra yüksek lisans eğitimim boyunca akademik olarak da hep köy okulları konusuna odaklandım. Arkadaşlarımla yaptığımız anketlerde, mülakatlarda tanıştığımız bazı köy öğretmenleri bize büyük ilham oldu, onlarla beraber ne yapabiliriz diye düşünmeye başladık. Daha sonra bir gönüllü arkadaş grubu olarak sık sık köy ziyaretleri yaptık, gittiğimiz yerlerde ailelerle, öğretmenlerle uzun uzun konuştuk. Sonunda iki temel ihtiyaçtan hareket etmemiz gerektiğine karar verdik: Köy okullarında nitelikli eğitimin mümkün olduğuna dair bir vizyona olan ihtiyaç ve kendini yalnız ve desteksiz hisseden öğretmenlere destek olma. Sonra baktık köy okulları ile uzun vadeli bir ilişki bizi bekliyor, Milli Eğitim Müdürlükleri izni ile çalışabilmek için Aralık 2016’da bir dernek kurduk, adı da KODA oldu. 

Digital Age / Seçilmiş İçerikler

EV
Haziran - Temmuz 2020

EV

İster beyaz yakalı, ister girişimci ya da öğrenci olalım, mevcut koşulları inkar etmeden Covid'in zo...


Digital Age Sayılar