AVUSTRALYA YANGINLARI

Atlas / Şubat 2020

Hüznün fotoğrafı. Kanguru Adası’nda, kurtarma ekiplerinin elinden kaçıp, kömüre dönmüş bir okaliptüs ağacında tüneyen bir yalnız koala.

Dünya ısınıyor. Gezegenin yaşam barındıran en kurak kıtası Avustralya, bu etkiyi şiddetle hissediyor. Peki, insanoğlu olarak bunda payımız ne? Büyük kentlerde 21’inci yüzyılın en kaliteli, bozulmaz ve refah dolu hayatını yaşadığını düşünenler, yüzlerce kilometre uzaktaki yangınların dumanını soludukça yeni sorular soruyor. Bu yazı da tam o günlerde Sydney’de yazıldı.

YAZI: BARIŞ ATAYMAN

Yüksek bir binanın 21’inci katındaki ofisimin doğuya bakan penceresinden, yaklaşık iki kilometre ötede bulunan ve normalde rahatça gördüğüm Sydney Opera Evi’ni günlerdir göremiyorum. Sebebi, Avustralya’da aylardır süren ve karabasan gibi üzerimize çöken orman yangınları. Yüzlerce kilometre ötede devam eden yangınlar aslında mevsimsel, ancak bu yıl daha geniş bir alanda, daha uzun süredir ve daha şiddetli bir şekilde sürüyor. Orman yangınları, 13 yıldır yaşadığım Sydney’de gündelik hayatı ilk kez bu kadar hissedilir şekilde etkiliyor.

Aşağı inip dışarı çıkıyorum. Sokaklar, hava kirliliğinden etkilenmemek için maske takan insanlarla dolu. Dumanlar günün en aydınlık saatlerini turuncuya kaçan bir karanlığa boyuyor. Dükkân raflarında bulunamadığı için Türkiye’den gelen arkadaşlara sipariş etmek zorunda kaldığımız maskeler is kokusunun üzerinize sinmesine engel olmuyor. Hızlı hızlı havalandırma sistemi olan bir tren istasyonuna doğru yürürken, bir ara gökyüzünden üzerimize kül yağdığını fark ediyorum.

Avustralya’da yangın sezonu mayıs ayına kadar sürüyor. Meteoroloji bürosu bu süreçte olağandışı bir nem oranı beklemiyor. Ancak kuraklığın sona ermesi için ortalamanın üzerinde yağış gerekiyor.

Yanan alanlardan çıkan dumanlar 3 bin kilometre ötedeki Yeni Zelanda’nın Christchurch şehrini bile etkiliyor. Coğrafyaya sıcak ve kurak hava ile şiddetlenen alevler hükmediyor artık. Yaklaşık 600 derecelik alevlerin yol açtığı bulutlar (pyrocumulonimbus), yıldırım fırtınalarına yol açıyor, bu fırtınalar da yeni yangınlar başlatıyor. Orman yangınlarının şiddetini etkileyen birçok faktör var.

Ülkede yangınla mücadele ekipleri yılın 365 günü ve 7/24 ormanlık alanlardaki yangın riskini azaltmak için çalışsa da bu hiç de kolay bir iş değil.

Ülkede gazeteci olarak çalıştığım sürede çeşitli uzmanlarla bu konuları görüşme fırsatı bulmuştum. Bir bilim insanı, batıda bir problemin büyütülmemesi için kullanılan yaygın bir söyleme atıfla, “Evet, orman yangınlarıyla mücadele etmek roket bilimi değil. Ama inan bana, orman yangınlarında roket bilimine kıyasla problem yaratan ve birbirini etkileyen birçok faktör var. Bunları öngörüp kontrol altına almak çok daha zor” demişti.

Bu yıl Ocak ayı ortası itibarıyla yangın nedeniyle ölenlerin sayısı 30’u buldu, 2 binden fazla ev yok oldu. 10 milyon hektarı aşan alan küle döndü. Ve tahminlere göre 1 milyardan fazla sayıda vahşi hayvan öldü. Daha da acısı, doğal yaşam alanları ciddi tahribat gören ve geride kalanların akıbeti. Yangın sezonunun henüz ortasındayız çünkü.

Yangınlara yakın yerlerde yaşayanların neler hissettiğini ve yaşadıklarını televizyon ekranlarından büyük bir üzüntüyle izliyoruz. TV ekranları, evlerini 40 metre boyundaki alevlerden uzak tutmak için küçük bahçe hortumlarıyla sulayan insanları gösteriyor. Oysa bu insanların çoktan evlerini terk etmiş olmaları gerekiyordu. Yaşanan çaresizlik, uyarıları dikkate almayan sıradan vatandaşlarla sınırlı değil. Yangınla mücadele ekipleri de teçhizat yetersizliği nedeniyle çaresiz kaldıklarını açıklıyor basın yayın organlarına. Kuru yaprak ve yıkılmış ağaç gibi yangını tetikleyici organik maddeler, yangınla mücadele ekipleri tarafından yıl boyunca kontrollü bir şekilde yakılıyor. Ancak son yıllardaki kurak hava, bu organik materyalin kontrolden çıkacak denli artmasına yol açtı.

İNSANIN ETKİSİ

Avustralya 2017’den bu yana çok ciddi boyutlara varan bir kuraklıkla boğuşuyor. Örneğin, sabah 10 ila akşam üzeri saat 4 arası bahçe hortumuyla sulama yapmak bazı yerlerde yasak. Birkaç ay önce gazetelerde, Queensland Eyaleti’ndeki bazı kasabalarda içme suyu sıkıntısı çekildiği yolunda haberler yer aldı. Kuraklığın ana sebebi ise Hint Okyanusu Dipolü (Çift Kutup). Ülkenin batısında bulunan Hint Okyanusu ile doğusunda bulunan Büyük Okyanus’un ülke iklimi üzerinde çok önemli bir etkisi var. Hint Okyanusu Dipolü’yle Büyük Okyanus’taki El Nino ve La Nina döngüleri Avustralya’daki hava koşulları üzerinde belirleyici bir etkiye sahip. Bu yıl da Hint Okyanusu Dipolü, Avustralya’ya etkisini şiddetle gösteriyor.

Geçtiğimiz yılın Kasım ayı, ülke tarihinde kayda geçen en kurak ay ilan edildi. Avustralya’da 2019 yılı hava sıcaklıkları ortalaması, 1961-90 arası ortalamasından 1.52 derece daha yüksekti.

Dünya ısınıyor, Avustralya da küresel ısınmanın etkisinin en şiddetli hissedildiği yerlerden biri. Kamuoyundaki tartışmanın asıl alevlendiği nokta ise bu ısınma ve iklim değişikliğinde insanoğlunun payı. İnsanoğlu olarak bunda payımız nedir?

Orman yangınları, dünyanın yaşam barındıran bu en kurak kıtasının aslında tabiatında var ve bunu doğal döngüsel süreçte doğanın kendini yenilemesi olarak da görebiliriz. Ülkenin yerli halkları 50 bin, İngiliz koloniciler 200 küsur ve sonradan gelen göçmenler ile birlikte kurulan devlet ise 120 yıldır orman yangınları ile birlikte yaşıyor.

Bir hikâyeye göre, Avustralya’nın yerli halkları Papua Yeni Gine ve Macassan Boğazı tarafında bulunan adalar topluluğundan Avustralya’nın kuzeydoğu kıyılarına göç etmişler. Gerekçeleri ise ufukta gördükleri yoğun dumanmış.

Kuzeyden güneye yaklaşık 3 bin 500 kilometrelik doğu kıyısını ince bir hilal gibi yeşile boyayan Hindistan sakız ağacı ormanları, yağmur ormanları, okaliptüs ve akasya ormanları, ada-kıtanın yerlilerine sürdürülebilir bir yerleşik hayat imkânı sağlıyor. Bugün 25 milyonluk nüfusun yüzde 85’i, 50 kilometrelik sahil şeridinde bu ince yeşil hat ile iç içe yaşıyor. Birçok endekse göre dünyanın en yaşanılabilir refah toplumlarından biri kabul edilen Avustralya, bu zenginliğini doğasına borçlu.

Yemyeşil, doğa ile iç içe şehirleri, uçsuz bucaksız bembeyaz kumsalları ülkenin ulusal marşında bile geçiyor: “Altın sahillerimiz var…” (We’ve golden soil.) Aynı doğa, ülkeyi yeraltı kaynakları bakımından dünyanın en zengin ülkelerinden biri yapıyor.


Atlas / Seçilmiş İçerikler


Atlas Sayılar