Antik Mısır'da Ölüm

All About History / Ocak - Şubat 2021

Müreffeh bir medeniyete ev sahipliği yapan Antik Mısır’da, gerçek yaşamın mezarın ötesindeki topraklarda olduğuna inanılıyordu.
Yazar: Alicea Francis
Doğu Çölü’nün yakıcı kumlarının altında, dünyanın bugüne kadar gördüğü en büyük medeniyetlerden biri yatıyor. M.Ö. üçüncü ve birinci yüzyıllarda Nil Nehri’nin kıyıları boyunca serpilen Antik Mısır, kuzeyde şimdinin Suriye’sinden güneyde Kuzey Sudan’daki Nübye’ye kadar uzanan bir imparatorluktu.

Bu imparatorluğun insanları, zengin yaşamlar sürdüler. Bereketli topraklar, antik dünyanın en gelişmiş tarım tekniklerinden bazılarını kullanan müreffeh bir tarım toplumunu ortaya çıkardı. Yapı projeleri benzersizdi. Yüksek tapınaklar ve heybetli piramitlerle Mısır’ın gök kubbesini sonsuza dek değiştirdiler.

Ordularını mağlup etmek imkansızdı, bilimsel çalışmaları devrim niteliğindeydi ve sanatları Rönesans’ın ustalarına model olmuştu.

Tüm bunlara rağmen, Mısırlılar gerçek yaşama ölümde kavuşacaklarına inanıyordu. Öte yaşama dair sarsılmaz bir inanç besleseler de bu yaşam herkes için garanti edilmiş değildi. Ölünün ruhu, Yargılama Odası’na varana değin, önce tehlikeli bir yeraltı yolculuğuna yelken açmalı; tanrılarla, canavarlarla ve bekçilerle savaşmalıydı. Bu odada, öte yaşama layık olduğuna hükmedecek 42 kutsal yargıcın karşısına çıkardı. Başarılı olursa, Kalbin Tartılması törenine geçebilirdi. Tüm iyi ve kötü eylemlerini içeren kalbi, tanrıça Maat’ın tüyüne karşı tartılırdı. Kalp, tüyden ağır gelirse Ammit adındaki timsah başlı canavara atılır ve ölünün ruhu karanlığa savrulurdu. Terazi dengede ise ruh, dünyadaki yaşamın ilahi bir yansıması olan Kamış Tarlaları’na yol alırdı.

Öldüklerinde boy ölçüşecekleri çok fazla zorluk olduğundan, Antik Mısırlılar tüm yaşamlarını ölüme hazırlanarak geçirirlerdi. Günah işlemekten kaçınmanın yanı sıra, cenaze töreniyle ilgili nesneler satın alır, tabutlar sipariş eder ve yaşadıkları evlere kıyasla çok daha özenle hazırlanmış mezarlar inşa ederlerdi. Fakat, bizzat bedenin ölümden sonraki yaşama hazırlanması, Antik Mısır’da ölüme dair asıl ve ebedi merakımızın merkezini oluşturuyor.

Sonsuza kadar dayanacak mumyalar hazırlayabilmek için kan dondurucu tahnitleme işlemi mükemmelleştirildi.
Sonsuz yaşam, ruhun korunmasından ibaret değildi. Antik Mısırlılar, ruhun (ba) ve yaşam gücünün (ka) hayatta kalabilmek için düzenli olarak bedene dönmek zorunda olduğuna inanırdı. Beden, çürümekten korunmak için fazlasıyla uzun ve ürkütücü bir mumyalama işlemine tabi tutulurdu. Yüzyıllar içerisinde geliştirilip mükemmelleştirilen bu yöntemlerle Antik Mısırlılar, dünyanın en iyi korunmuş mumyalarından bazılarını yapmayı başardılar. Bu sayede, 2000 yıldan uzun bir süre önce nasıl görünüyorlarsa bugün de tam olarak öyle görünen erkek, kadın ve çocukların yüzlerine bakıyor ve dalıp gidebiliyoruz.

Mısır’daki ilk mumyaların tarihi, M.Ö. 3500 yılına dayanıyor. Bu tarihten önce, sosyal konumu fark etmeksizin tüm yurttaşlar çöl mezarlarına gömülürdü. Nemin bu şekilde giderilmesiyle doğal bir muhafaza sağlanırdı. Sonradan, daha da iyi bir muhafaza sağlayacak ve bedenlerin tabutlar içerisinde saklanmasına imkan verecek, tahnitleme olarak bilinen yapay bir yöntem geliştirildi. En iyi muhafaza yöntemi olduğu düşünülen en karışık mumyalama işlemi ise M.Ö. 1500 civarında geliştirildi.

Bu yöntemde; iç organlar çıkarılır, bedenin nemi giderilir ve beden keten bezlere sarılırdı. Tamamlanması 70 günü bulan pahalı bir işlem olduğundan, yalnızca varlıklı insanlar bu süreci karşılayabiliyordu. İşçi sınıfından insanlar için farklı bir muhafaza yöntemi uygulanırdı. Bu yöntemde, sedir ağacı yağıyla iç organların suyu çıkartılıp rektal yoldan boşaltılır ve nemi gidermek için vücut, natron adı verilen tuzlu bir maddeye yerleştirilirdi. Tahnitleme işlemi, nüfusun yoğun olduğu alanların uzağında bulunan ve Nil Nehri’ne erişimin kolay olduğu Kızıl Ülke’de yapılırdı.

Kişi öldükten sonra bedeni İbu’ya, yani nehir suyuyla yıkanacağı “Arınma Yerine” götürülürdü. Daha sonra ise, havalandırma sağlamak için açık bir çadır şeklinde tasarlanmış per-nefer’e, yani “mumyalama evine” taşınırdı. Burada, tahnitleyiciler tarafından parçalarına ayrılmak üzere bir masaya yatırılırdı. Bu kişiler, derin bir anatomi bilgisine sahip ve konuya hakim zanaatkârlardı. Merhum hazırlanırken dini ritüellerin yerine getirilmesi tahnitleme sürecinin önemli bir bölümü olduğundan, keşişler de hazır bulunurdu. En deneyimli keşiş bir çakal maskesi takar ve mumyalama işleminin, örneğin bedenin sarmalanması gibi esas bölümlerini yürütürdü. Bu maske, tahnitleme ve öte yaşam tanrısı Anubis’in oradaki varlığını simgelerdi.

All About History / Seçilmiş İçerikler

Cadı avı
Mart - Nisan 2021

Cadı avı

Erken modern dönemde Avrupa ve Amerika’da binlerce kişiyi işkenceyle öldüren cadı avcıları vardı. Pe...


All About History Sayılar