CAPE TOWN - YER YÜZÜNDEKİ CENNET

Esquire / Şubat 2017

BU KADAR İLGİNÇ VE GÜZEL BİR COĞRAFYADAN NASIL IRKÇILIK ÇIKABİLMİŞ VE YILLARCA NASIL İKTİDARINI SÜRDÜREBİLMİŞ? OYSA BU TOPRAKLARDA GEÇMİŞİN KÖTÜLÜKLERİ VE SORUNLARI SANKİ HİÇ YAŞANMAMIŞ GİBİ. AFRİKA’NIN MASMAVİ GÖKYÜZÜ, KIRMIZI TOPRAKLARI, OKYANUSLARIN SINIRSIZ MAVİLİKLERİ HER ŞEYİ UNUTTURMUŞ…

 Eğer Afrika’nın diğer ülkelerini ve şehirlerini gördüyseniz, Cape Town’ın ‘Afrika gibi’ olmayan bir kent olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Pek çok yeri tipik bir Avrupa kenti düzenliliğine, temizliğine ve aslında yeknesaklığına sahip. O yüzden şaşırtıcı. Havaalanına ilk indiğinizde, kentin sokaklarıyla ilk temas ettiğinizde şaşırıyorsunuz. “Burası Afrika mı?” diye sormadan edemiyorsunuz. Fakat kente nüfuz ettikçe, buranın Afrika’nın en ilginç şehirlerinden biri olduğunu idrak ediyorsunuz. Hem lokasyonu hem demografi si hem de sosyal yapısı ile çok şaşırtıcı, farklı ve eğlenceli bir kent. Yerlilerinin tabiriyle Cape’e dair hayaller kurmama vesile olan birkaç farklı an var. Birincisi şarkılarıyla Güney Afrika devrimine ilham veren şarkıcı Rodriguez’i konu alan ‘Searching for Sugar Man’ belgeseli. Filmin açılış sahnelerindeki nefes kesici manzaralar beni çarpmış ve yaşanan onca acıya rağmen bu kara kıtanın yeryüzündeki cennet olduğunu düşünmüştüm. Ardından Doris Lessing’in ‘Anılar’ındaki satırlar… Çok sevgili Lessing, çocukluğunu ve ilk gençliğini bugün Zimbabve olan topraklarda bir İngiliz olarak geçirmişti. Onun genellikle tatil için gittiği Cape anılarıyla 100 yıl öncesinin yaşamı, sokakları ve insanlarını hayal etmiş ve âdeta hayatımın bir döneminde Cape sokaklarında Lessing ile birlikte dolaşmıştım.

Cape Town’ın dünyanın en güzel yeri olduğunu düşünmeniz için haklı nedenlerinizin başında, kentin coğrafyası geliyor. Cape, Afrika’nın en güney ucuna konumlanmış. Ümit Burnu’na otomobil ile iki saat uzaklıkta. Atlas Okyanusu ile Hint Okyanusu’nun sularının buluştuğu bir noktada. Yani coğrafi olarak benzersiz bir konumda. Sırtını yasladığı Masa Dağı (Table Mountain) âdeta kıtanın ona sunduğu, güç veren, güvende hissettiren bir armağanı. Baş döndürücü bir teleferik yolculuğu ile üstü dümdüz olan bu dağa çıkınca bulutlarla dans etme şansını yakalıyorsunuz. Dans derken sıradan bir kelime oyunu yapmıyorum. Coğrafi k konumu nedeniyle rüzgârı eksik olmayan bu kentin ve bölgenin tepesinden hızla akıp geçen bulutlarla kucak kucağa oluyorsunuz. Bir an için aklınıza Ayder Yaylası’nda süpürge ile sisi evin içinden süpüren Laz kadınlar geliyor. Ama burada bulutlar ve sis, sürekli olarak kendi kendini süpürüyor. Bir de bakıyorsunuz ki, pırıl pırıl bir havada kenti kuş bakışı seyrediyorsunuz. Okyanus suyunun koyu laciverdi ve sahildeki turkuaz rengin hipnotize edici etkisiyle kendinizden geçiyorsunuz. Şaşırtıcı dedik ya, bu kendinizden geçme duygusu uzun süre kalmıyor sizinle. Birden bastıran sis, sizi bulutların içine taşıyor, gövdenizden Hint Okyanusu’nun nemi sürülerek geçiyor âdeta, bütün egzotik bitkilerin kokularıyla birlikte…


Popüler Yayınlar